logo
Harari - Desktop.jpg

NİHAYETİNDE İNSAN:

YUVAL NOAH HARRARI

En Çok Satanlar listelerinin demirbaşı haline gelen ‘Sapiens’ ve ‘Homo Deus’ kitaplarının yazarı, tarihçi Yuval Noah Harari ile ırkımızın geçmişteki başarısını, günümüzdeki otoritarizm düşkünlüğünü ve gelecekteki sentetik hallerini konuştuk.

RÖPORTAJ ALPER BAHÇEKAPILI

FOTOĞRAF EMRE GÜVEN

 

İnsanın bir şekilde özel veya seçilmiş bir tür olduğunu düşünüyor musunuz?

 

Seçimi yapan biri olduğunu düşünmediğim için seçilmiş bir tür olduğunu da düşünmüyorum. Şu anda insanlığın sahip olduğu bilgi ve güç, kendi türünü değiştirmeye başlamasını mümkün kılacak bir noktaya doğru gidiyor. Bilim dünyası giderek bunun farkına varmaya başladı. Muhtemelen önümüzdeki yüzyılda homo sapiens’ten daha üstün veya onun yerini alacak bir tür ortaya çıkacak.

 

Sizce bizim yerimizi ne alacak?


Üç ana olasılık var. Hepsi de aynı anda gerçekleşebilir. İlk olasılık biyoteknoloji ve biyomühendisliği organik bedenlerimizi değiştirmek için kullanacağız. En bilinen örnek genetik mühendisliğin DNA’mızı değiştirmek için kullanılması. Ama başka değişiklikler de yapılabilir: Organlar gençleştirilebilir veya bedenin biyokimyasal dengesi değiştirilebilir. İşte bu organik bedenin yeniden tasarlanması ki bunu zaten şu anda yapabiliyoruz. 

İkinci olasılık organik olanı organik olmayan parçalarla birleştirip sayborglar yaratmak. İnsan eli ve gözlerinin yerine biyonik el ve gözler koyabilirsiniz. İnsanın bağışıklık sistemini güçlendirmek için biyonik bir bağışıklık sistemi ekleyebilirsiniz. Bu zaten geliştirilmekte olan bir teknoloji. Bedeninizi korumak için sürekli kanınızda dolaşıp tehlikeleri saptayıp, örneğin kanser hücrelerine saldıracak kan hücreleri boyutunda nanorobotların geliştirilmesi de konuşuluyor. Bedeniniz aynı beden ama içinde biyonik bir sistem var. 

Üçüncü ve en radikal yol ise organik bedenden tamamen vazgeçmek ve inorganik varlıklar yaratmak. Örneğin zekâsı belki de hatta bilinci olan robotlar. Bu olasılık, biyokimyaya değil, bilgisayar bilimine dayalı. Bazı uzmanlar insan bilincinin bir bilgisayara yüklenebileceğini, hatta böylece ölümsüzlüğün yakalanabileceğini öngörüyor. Çünkü bir bilgisayarın içinde zihniniz sonsuza dek yaşayabilir. En azından teoride böyle. Elbette bugün mümkün değil ama bundan 15 yıl sonrasını kim bilebilir?

 

Eşitsizliğin mutluluk üzerindeki etkileriyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Daha önce insanların mutlu yaşadığı avcı-toplayıcı dönemden adeta bir altın çağ gibi bahsetmiştiniz. Bu durum eşitliğe bağlanabilir mi?

 

Tarım devrimi sırasında insanlık kolektif olarak daha güçlendi ama sıradan bir insanın hayatı kötüleşti. Sıradan bir köylünün yaşamı bir avcı toplayıcıdan çok daha zordu. Bu bize ders olmalı. Şu anda dünyada olan bitene karşı dikkatli olmalıyız. Yeni icatların ve yapay zekâ gibi yeni teknolojilerin kolektif açıdan bizi çok daha güçlü kılacağı muhakkak ancak bu, bireysel anlamda bizi daha mutlu edecekleri anlamına gelmez. Teknoloji, ortalama bir insanın hayatını iyileştirmek yerine, çok küçük bir eliti zenginleştirecek ve aslında kitlelerinin hayatını eskisinden de daha beter bir hale getirecek.