logo
Heidi techno dream -Dekstop.jpg

GÜNDEN KALANLAR

Çalışmalarında günlük motiflere, insani hallere yer veren Heidi Ukkonen, ruhun karanlık taraflarını renklerle hafifleterek neşesinden ödün vermeyen bir hikâye anlatıcısı.

ESER HEİDİ UKONEN

YAZI ITIR YILDIZ

 

Gündelik yaşamın içindeki hüznü, acıyı, yalnızlığı ve tekdüzeliği, zengin renk kullanımı, dinamik çizimler, tebessüm ettiren ayrıntılarla resmeden bir sanatçı Heidi Ukkonen. Bu yönüyle, insana dair dertleri, neşe ve iyimserlikten taviz vermeyen bir yaklaşımla ele alan bir öykü anlatıcısını andırıyor. Kararsızlık, iletişimsizlik, sevilme isteği, korku, hayaller, amaçsızlıklarıyla, türlü türlü ruh hâlini kuşanıp bir durum hikâyesinden fırlamış gibi görünen karakterler, bakanı, onların izinden başka duygulara, diyaloglara, sahnelere sürüklüyor. Can sıkıntısı, herkesin biricik tuhaflıkları, bir şeylere (belki birisine, belki de hayatın kendisine) tutunma isteği, izleyiciye yürekte ağırlık yaratmayan, ama sızının varlığını hissettiren bir duyguyla geçiyor.

 

Aslen İsveçli olan Ukkonen, 2015 yılında Antwerp Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi’nin resim alanında yüksek lisans eğitimini tamamlamış. Çalışmaları 2018’den bu yana Antwerp, Londra, Amsterdam, Paris gibi şehirlerde sergileniyor. Uzun bir zamandır Antwerp’te yaşayan sanatçı, sıklıkla şehrin ona gözlem yapma imkânı sunan canlı yapısından besleniyor. Bir söyleşisinde daha çok geceleri çalıştığını ifade eden sanatçı, günden kalanları resmederken deneysel ve gelişigüzel ilerlemekten çekinmiyor. Renk, form ve duyguda küçük keşiflere müsaade ederek belki de, durağanlık ve sıkıcılıkla bağdaştırmaya meyilli olduğumuz rutinin içinden canlılık, muziplik ve karanlık ayrıntılar çıkarmayı başarıyor. Hieronymus Bosch, Henri Matisse, Phillip Guston ve David Hockney gibi klasik, modern ve çağdaş sanatçıların eserlerinden ilham alıyor. Renk kullanımında cömertlik, vahşi ifadeler, karikatür esintileri ve olağana gerçeküstü dokunuşların, Ukkonen resimlerinin baş unsurları olduğu söylenebilir. Bir yanda ‘gündelik hayat’ hikâyesinde işler her an sarpa saracakmış gibi tetikte olma hâli, diğer yanda ‘sorun yok, hayat güzel ve devam ediyor’ iyimserliği ya da hınzır bir gülüş...

Ukkonen resimlerinin izleyicideki yansımasının duygu geçişleri bakımından çeşnili olması, tezatlıkları doğallıkla taşıması ve böylece karakterlerle çok rahat bir şekilde empati kurdurması, sanatçının esinlendiği ‘rutin hayatın’ kendisi kadar, üretirken başvurduğu teknik yöntemlere de dayandırılabilir. Keten, kanvas, karton ya da ahşap üzerine tempera, akrilik ve püskürtme boya (airbrush) ile çalışan ressam, tüm bu farklı malzemelerin harmanıyla günümüz hikâyesini, hem Rönesans dönemine ait bir yaklaşım ve boyama tekniğiyle anlatmaya koyulup hem püskürtme boyanın yoğunlaştırıcı etkisiyle noktalayabiliyor. Bu harman, resmin dokusunu oluştururken, aynı zamanda değinmek istediği duygu, ifade, tema üzerinde de sanatçıya manevra kabiliyeti kazandıran önemli bir araca dönüşüyor. Resimlerinin grafik bir kaliteye sahip çağdaş havasının bu seçimden ileri geldiği söylenebilir.

 

Resimlerinde insani hâllere odaklandığını söyleyen sanatçı, renkleri kullanmayı çok sevdiğini, depresif ve karanlık modları renklerle hafifletmeyi amaçladığını belirtiyor. Birbirinden bağımsız günlük motifler üzerine eğilen Ukkonen’in işlerinde, kopuk kopuk sahneler, mimikler, still life çekimleri andıran görüntüler bir araya geliyor; renk ve dokuların yardımıyla tüm bu parçalar, şefkat ve kaos sarmalında bizi kendi duygusal dünyamızla baş başa bırakıyor.